
Felsefe tarihinin farklı coğrafyalarında ortaya çıkmış iki düşünür -Buddha (M.Ö. 5. yy), Aristoteles (M.Ö. 4. yy)- insanın iyi yaşam arayışında ortak bir etik problem etrafında buluşurlar: aşırılıklar ve denge. Biri Yunanistan’dan, Makedonya’dan seslenirken diğeri Hindistan’dan konuşur insanlara… Farklı zamanlarda, farklı yerlerde aynı şeyi anlatır dururlar. Çünkü insan her yerde insandır. Hangi zamanda ve coğrafyada olursa olsun etik problemleri hep aynıdır. Bugün bile bizden 2500-3000 yıl önce yaşayan düşünürlerin fikirleri yolumuza ışık olur. Kimimiz aydınlanırken kimimiz görmek istemeyiz gerçekleri…
Modern çağın en büyük sorunlarından biridir aşırılıklar. Aşırı mutlu oluruz, aşırı üzülürüz, aşırı kızarız, aşırı isteriz… Çünkü maddeye çok bağlıyız. Arzularımıza, tutkularımıza, benliğimize çok bağlıyız. Kendimizi çok düşünüyoruz. Düşünmeyelim mi? Düşünelim. Ama aşırı değil, dengeyle…
Dengeyi bulmak için Buddha, “Orta Yol”(Majihima Patipada) öğretisini sunarken, Aristoteles de “Altın Orta”(Mesotes) anlayışını ileri sürer. Birebir aynı şeyleri söylemeseler de onların arasındaki benzerlik derinlerde bir yerdedir. Zira Budhha acıdan kurtulmak için, Aristoteles ise mutluluğu yakalamak için bu yolu kullanır. Dolayısıyla farklı kelimelerle aynı yere gitmeyi hedeflerler. Acısız, mutlu yaşam…
Buddha’nın öğretisinin temelinde yer alan acı(dukkha), insanın geçici olana tutunmasıyla ortaya çıkar. Aristoteles’te ise mutsuzluk, tutkuların akıl tarafından düzenlenememesiyle ilişkilidir.
Buddha, öğretisini kendi yaşamından çıkarır. Bir kralın oğlu olarak dünyaya gelen Buddha, mükemmel bir hayat yaşarken dünyada hastalığın, yaşlılığın ve ölümün olduğunu fark eder. Bundan sonra mükemmel hayatını bırakarak çilecilerin arasına karışır. Ancak artık açlıktan, yorgunluktan düşünemeyecek hale geldiğinde anlar ki hayat bir çalgının telleri gibidir. Telleri çok gergin tutmak da, çok gevşek bırakmak da akordun olmamasına neden olur. Bu sebepten ortayı bulmak gerekir. Ve bunun üzerine aydınlanarak orta yol öğretisini geliştirir. Aydınlanmadan sonra verdiği ilk vaazda şunu söyler Buddha:
“Keşişin (yani dünyadan ayrılanın) sakınması gereken iki uç vardır. Bu iki uç nedir? Alçak, kaba, bayağı, soysuz, faydasız tutkuların aranması;üzücü, soysuz, faydasız kendi kendini ezmenin aranması…” İşte Buddha burada iki aşırılığı açıkça reddeder: Duyusal hazlara bağımlılık ve kendini eziyet yoluyla arındırma. Ve sonra devam eder:
“Tathagata’nın Orta Yol’u bu her iki uçtan sakınır: görme gücüyle bilgelik verir, huzura, içten kavrayışa, aydınlanmaya, Nirvana’ya götürür. Bu Orta Yol nedir? Bu Sekizli Soy Yol yani Doğru Görüş, Doğru Karar, Doğru Söz, Doğru Eylem, Doğru Yaşayış, Doğru Çaba, Doğru Hatırlama ve Doğru Düşünmedir. İşte ey Keşişler, budur Orta Yol…” Buddha’nın saydığı bu sekiz yol bir yaşamın içinde hep birlikte bulunan, iyi niyet içeren ve Dharma’ya uygun olan yollardır. Bunları hep birlikte sağlayan bir insan Buddha’ya göre Nirvana’ya erişir.
Buddha, yaşamında acıyı görür ve ondan kurtulmanın yolunu da tüm aşırılıklardan uzak, kişinin kendi evrensel yasasına uygun bir biçimde yaşaması olarak belirtir. Bizler bazen öyle bir tutuluruz ki dünyaya ne doğamızı hatırlarız ne de evrensel yasamızı… Halbuki birçok düşünüre göre insanın bir ödevi vardır. Fakat biz ondan ayrılır tıpkı ya çılgınca tutkularımızın peşinde koşarız, ya da battaniyemizin altına girip depresif hayatımızla başbaşa kalırız. Ve sonunda karşılaşacağımız şey ise yalnızca acı olur. Çünkü ya tutkularımızı elde edemeyiz, ya onları elde edip elimizden kaçmasından korkmakla yaşarız ya da zaten depresifizdir acıyla içli dışlı yaşarız. Acı geçici olan şey yüzündendir halbuki ve mutluluk kalıcı olandadır.
Aristoteles ise öğretisinde farklı bir yerden yaklaşır dengeye. Ona göre insan için en iyi yaşam mutlu yaşamdır. Ve mutlu yaşamdaki mutluluk kalıcı olandadır. Araba almak değildir yani mutluluk, para kazanmak hiç, değil hatta bir çocuğunun olması bile değildir. Mutluluk, ruhun akla uygun yaşamıdır. Ve bu da ancak erdemlerle mümkün olur Aristoteles’e göre. Dengeyi erdemlerde arar filozof. Erdemler iki aşırılık arasında bulunan bir ortadır. Uçlarda yaşayan insan erdemi ve dolayısıyla mutluluğu yakalayamaz. Arzu ve tutkulardan uzak, saflaşmış bir zihne uygun davranmalıdır ruh. Ona cömert diyebilmek için savurganlık ve cimriliğin ortasında bir yerde durması gerekir. Cesur diyebilmek için korkaklıkla, atılganlığın arasında olmalı. Sonuç olarak herhangi bir erdem için ortayı bulmalı insan…
Her iki düşünür de ortadan bahseder fakat neyin orta olduğunu net bir dille söylemezler. Çünkü orta dediğimiz şey her insanın kendine göredir. Ölçü kendimizizdir yani. Bunun için derler ki bir bilinç koyun, eylemlerinizde bilinçli olun, yaparken düşünün acaba gerçekten dengeli davranıyor muyum? İşte o zaman ortayı, dengeyi bulacaksınız. Yani denge ne bir hesap ne de uzlaşmadır; bir bilinç yetkinliğidir. Eylemlerimizde bilinçli olabilmek dileğiyle…
KAYNAKÇA:
- Patel M. Gautama Buddha-Aydınlanmış Dünya Öğretmeni (Çev. Ionna Kuçuradi) İstanbul
- https://puredhamma.net/sutta-interpretations/dhammacakkappavattana-sutta/majjhima-patipada-relinquish-attachments-to-world/
- https://buddhistdoctrine.wordpress.com/the-eightfold-path-as-majjhima-patipada/
- https://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n_orta_(felsefe)#:~:text=Alt%C4%B1n%20orta%2C%20alt%C4%B1n%20orta%20yol,eylem%20i%C3%A7in%20rehberlik%20etti%C4%9Fini%20belirtmi%C5%9Ftir.
- https://www.felsefe.gen.tr/altin-orta-nedir-aristotelesin-altin-orta-anlayisi/
Doğu ve batı felsefelerini ve kültürlerini incelediğimiz felsefe seminerlerimize katılmak isterseniz de buraya tıklayarak ücretsiz kayıt yaptırabilirsiniz. Bu arada seminer konularımızı incelemek için Felsefe Seminerleri sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.