
İnsanın kendini aşması ne demektir? Kişi yapabileceklerinin sınırını kendisi mi çizer yoksa bu sınırlar toplum tarafından mı çizilir?
İnsan doğduğu andan itibaren sınırlara sahiptir. Bu sınırları bazen toplum çizerken bazen kendisi çizer. Bedeni sınırlarıdır insanın. Korkuları, alışkanlıkları… Zihin kalıpları, toplum kuralları… Tüm bu sınırlar insanı değişmekten, ilerlemekten alıkoyar. Ama kişinin bu sınırların ötesine geçme arzusu da her daim vardır. İnsan olmanın sırrı burada yatar belki de… Değişmek, dönüşmek arzusu.. Sadece arzu yetmez ama, çünkü çaba olmadan hiçbir ağaç meyve vermeyecektir. Bu çaba, konfor alanından çıkmayı, içteki karanlıkla yüzleşmeyi ve çoğu zaman acıya sabretmeyi gerektirir. Çünkü insan, sınırlarını zorladığı ölçüde büyür. Tıpkı Martı Jonathan Livingston gibi…
Richard Bach, Martı isimli kitabında anlatmıştır Jonathan Livingston’un hikayesini. Anlattığı martı değildir elbette, sınırlarını aşmak isteyen insana dokunmaya çalışır sözleriyle.
Şöyle der Jonathan arkadaşlarına: “Bir kanat ucunuzdan diğerine kadar tüm bedeniniz düşündüklerinizden başka bir şey değil. Düşündüklerinizin zincirlerinden kurtulun. Bedenlerinizin zincirlerini kırın.”
Martı Jonathan diğer tüm martıların aksine öğrenmek için çabalar. Çünkü onun için uçmanın tek anlamı karın doyurmak değildir. Uçmak için uçar. Bedeninin sınırlarını zorlamak için…Her seferinde bir önceki uçuşundan daha iyi olmak için… O, uçmayı bir tutku haline getirmiştir. Ortalama bir martının uçabileceği sınırların üstüne çıkabilmek için sürekli denemeler yapar bu esnada kanatları acır, canı yanar yine de denemeye devam eder. Fakat yeteneğinin sınırlarını denerken dikkatlice çalışır çünkü ani ve yüksek bir hızda bütün kontrolünü kaybedeceğini bilir. Yani öğrenmek, gelişmek için çalışmak lazımdır ama bunun aniden olmasını beklememek gerekir. Çünkü aniden yükselmek hızlı bir düşmeye sebep olacaktır. Dolayısıyla gelişim yavaş ama istikrarlıdır. Martı Jonathan eğitim verdiği Fletcher’a şöyle der: “Bu kadar keskin hareketler yaptığın sürece kesinlikle yapamazsın. Daha başlangıçta saatte kırk mil hız kaybettin. Yumuşak olmalısın. Unutma! Kararlı ama yumuşak…”
Sınırlarını aşmaya çalışırken ait olduğu toplumdan dışlanır Martı Jonathan. Çünkü martı ailesinin gelenek ve göreneklerine aykırı hareket ettiğini söylerler. Fakat martının yaptığı tek şey kendini aşmaya çalışmaktır. Maalesef ki toplum bunu her zaman kabul etmeyebilir çünkü başta söylediğimiz gibi sınırların bir kısmını kendimiz koyarken bir kısmını da toplum koyar ve ve bunları aşmaya çalıştığında toplum kişiyi reddeder, suçlar, dışlar. Tıpkı Jonathan gibi… Onu dışlarlar ve hatta farklılığı yüzünden onun ya şeytan olduğunu ya da tanrı olduğunu düşünürler. Çünkü toplumda bir şeyleri değiştirebilenlerin normal olduklarını kabul etmek çok zordur. Halbuki onlar da senin benim gibi insanlardır. Yaptıkları tek şey kendilerini tanımak, kendilerini düzenlemek ve büyük bir istikrarla çalışmaktır. İradeye sahip olmaktır. Bunu her insan yapabilir sadece çaba gereklidir.
Jonathan tek başına uçmanın sınırlarını genişletmeye çalışırken bir noktada kendisi gibi olan diğer martıların yanına gider ve orada daha deneyimli bir martı onu şunu öğütler: “Sevgiyi unutma!” Sevmesi gerektiğini hatırlatır usta martı ona. Çünkü evrendeki her varlık aynı kaynaktan doğar. Ve sevgi bu birliğin tezahürüdür. Böylece Martı kendi sürüsünün yanına yeniden gider. Kendi sınırlarını aşmanın bilgisini onlara da öğretmek için. Çünkü gerçek bilgelik başkalarını da kendi uçuşuna davet etmektir. Başkalarıyla birlikte büyüyebilmektir. Başkasının elinden tutabilmektir. Kendi sınırlarını aşıp başkasının sınırlarını aşmasına yardımcı olabilmektir. Özgürleşmek ve diğerini de özgürleştirmektir.
Kendimizi aşıp başkalarına da dokunabildiğimiz nice uçuşlara…
Doğu ve batı felsefelerini ve kültürlerini incelediğimiz felsefe seminerlerimize katılmak isterseniz de buraya tıklayarak ücretsiz kayıt yaptırabilirsiniz. Bu arada seminer konularımızı incelemek için Felsefe Seminerleri sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.