Simya ilmi yüzyıllardır araştırılagelen bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel kabule göre simya, ön kimyadır. Fakat kimyadan farklı olarak sadece nesneleri değil, insanları dönüştürmekle de ilişkilidir. Yani simya birtakım formüllerden öte ruha temas eden bir yerlerdedir.

“Simya Öğretisi ile Aydınlanma” başlıklı yazımızda da belirttiğimiz üzere simyada dönüşüm aşamaları vardır. Orada bahsettiğimiz için bu yazımızda simya ile Hermetizmin ilişkisi üzerinde duracağız.

Hermetizm, kaynağını Antik Mısır ve Yunan düşüncesinden alan ezoterik bir felsefe ve inanç sistemidir. Sistemin adını aldığı Hermes, Yunan düşüncesinde aynı isimle,  Antik Mısır’da Thoth ismiyle ve İslamiyette de İdris ismiyle anılmıştır.

Hermes (Trismegistos), üç kere yüce diye söylenmektedir. Çünkü filozofların, din adamlarının ve kralların en büyüğüdür. O, tüm ezoterik sanatların ve bilimin muhafızıdır.  

Hermetik öğreti ile ilk karşılaşmamız kadim Mısır medeniyetindedir. Mısır teolojisindeki  Thoth  “Tanrı Ptah’ın kalbi ve dili” olarak nitelendirilmiş; bilginin korunması, yazıya dökülmesi ve ölülerin yargılanması süreçlerinde merkezi bir otorite kurmuştur. Dolayısıyla o, gizli bilgilerin taşıyıcısı ve Tanrı Ptah’ın dünyadaki yankısı olarak kabul edilmiştir. 

İnanışa göre Thoth hiyeroglif yazısını icat etmiştir. Ve ayrıca  yedi temel bilimin bilgisine de sahiptir. Bu bilimler ezoterik (içrek) öğreti bakımından önemlidir. Zira bilimlerden biri olan gramer, dilin ve ifadenin kozmik düzenle uyumunu göstermektedir. Mantık sayesinde kişiler doğru muhakeme ve hakikati ayırt etme yetisine kavuşmuştur. Hitabet, sözün dönüştürücü ve ikna edici gücünü öğretir. Aritmetik vasıtasıyla sayıların gizemi ve yaratılışın sayısal dili incelenmiştir. Geometri, biçimlerin ve kutsal mekanın ölçülmesi için araçtır. Müzik, notalarıyla, ritmiyle evrensel titreşimin ve ilahi uyumun bilgisidir. Astronomi sayesinde ise göksel hareketlerin insan kaderi üzerindeki tesiri tespit edilmektedir. Bu bilimler kendilerinden sonra gelen tüm bilimlerin de kaynağını oluşturmuştur. Bunların dışında Thoth Ay tanrısı sıfatıyla, gecenin, yıldızların ve ayın düzenleyicisi olarak kozmolojik öneme sahiptir. Aynı zamanda ruhları taşıma görevi de ona aittir ve her türlü gizeme hakim olduğundan majik yeteneklere de sahiptir. 

Hermetik öğretinin batık kıta Atlantis’ten gelen gizli bilgiler olduğuna inanılmış ve bu bilgileri Thoth’un getirdiği söylenmiştir. Thoth, oradan getirdiği bilgileri bulduğu hiyeroglifle yazıya dökmüş ancak oluşturduğu kitap zaman içinde kaybolmuştur. Ve tarih boyunca birçok kişi bu kitabın peşine düşmüştür. Çünkü Hermetik metinlerde anlatılan öykülere bakıldığında, eski geçmiş bilgilerinin insanlara uzun ve mutlu bir yaşam sağladığını görmüşler, bu uzun ve mutlu yaşamın sırrını elde etmek istemişlerdir. İşte bunun aracı da Simyadır. Çünkü inanışa göre simya yoluyla maddeleri altına çevirebilecekler ve felsefe taşı ile ölümsüzlüğe ulaşacaklardır. Ancak tabiki simya öğretisi bu kadar basit bir şey değildir. 

Öncelikle Hermetik kozmolojiyi inceleyecek olduğumuzda Hermes’e atfedilen metinlerde anlatıldığı üzere Tanrı, Akıl, Hayat ve Nur kaynağıdır. Ve O’nun üç çocuğu vardır. Bunlar, Tanrı’nın ikinci aklı, insanı ve insan dışı varlıkları yaratmadaki araçlarıdır. Yüce Akıl (Tanrı), kendisine benzeyen bir yaratık olan (gayr-i cismani) insanı yaratır. Sonra toprak ve su, akılsız canlıları doğurur.

Metne göre insan, yedi felekten (gök katından) geçerken her bir katmandan belirli özellikler alarak yeryüzüne iner. Bu iniş sürecinde ruh, pneuma (hayati ruh) ile kuşanır ancak maddeye yaklaştıkça kesafet (yoğunluk) kazanarak cismani bir tabiata bürünür. Ve artık ruh bir bedene hapsolmuştur. Öğretiye göre dünya, imtihanların olduğu yerdir. İnsan, dünyada maddeye ve bedensel hazlara boyun eğmek yerine, iradesini kullanarak acıyla olgunlaşmalı ve ışığını korumalıdır. İmtihanı kazanan ruh, ölümle birlikte maddi bağlarını bırakır. Yukarı tırmanırken, inişte aldığı her bir “ağırlığı” ve kötü ihtirası ilgili feleğe geri iade eder. Her katta biraz daha hafifleyerek yükselir. Yedinci ve en üst kat olan Zuhal, ölümsüzlüğün kapısıdır. Bu kat, ilahi aklın bütün sırlarını taşır. Bu mertebeye ulaşan ruh, artık maddi evreni terk ederek Tanrı’da bir olur ve Tekâmül sürecini tamamlar. 

Yine Hermetik Öğretinin aktarıldığı Zümrüt Tablet’in meşhur “Aşağıda olan yukarıda olan gibidir” ilkesi, makrokozmos (evren) ile mikrokozmos (insan) arasındaki sarsılmaz uyumu ilan eder. İşte tam burada, bu perspektifle bakıldığında simya, metalleri dönüştürme çabası olarak görülen o sığ anlayışı yıkar:

Hermetizmin kalbi, Simya ile atar. Hermes için simya, sadece maddelerin dönüşümü değil; görünmeyen dünyaya hükmetme sanatı ve ruhun madde üzerindeki mutlak zaferidir. Simya bir dönüşümün aracıdır. Maddi dönüşüm zenginlikle ilişkili değildir. O, kurşunun altına çevrilmesi, maddenin arındırılmasıdır. Saf hale getirlimesidir. Rıhsal dönüşüm ise ruhun tutku ve madde bağlarından kurtulup, yedinci kat gök olan ve “ilk aklın sırlarını” taşıyan Zuhal (Satürn) katına, yani ilahi nura yükselmesidir. Simyasal süreç, aslında ruhun o “kesif” halinden sıyrılıp, kendi içindeki ilahi nuru yeniden parlatma eylemidir. Bu ilimle simyacı kesif olanı latif hale getirir; toprağı altına, insanı ise tanrısal bir olgunluğa dönüştürür.

Ruhsal dönüşümleri tadabilmek dileğiyle…

KAYNAKÇA:

  • Yılmaz G. (2019). Dini Geleneklerde Simya ve Anlamı. Dokuz Eylül Üniversitesi
  • Yılmaz S. (2019). Hermes’in Eski Mısır ve Helen Dünyasından İslam Coğrafyası ve Anadolu’ya Yolculuğu. Lectio Socialis

Aktiffelsefe Araştırma Grubu


Doğu ve batı felsefelerini ve kültürlerini incelediğimiz felsefe seminerlerimize katılmak isterseniz de buraya tıklayarak ücretsiz kayıt yaptırabilirsiniz. Bu arada seminer konularımızı incelemek için Felsefe Seminerleri sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılarımız:

gtag('config', 'AW-802439404');