
Dünya nasıl bir yer? İyi mi acaba? Yoksa bolca kötülüğün olduğu yaşanmaz bir yer mi? Depremler, seller, yangınlar, savaşlar, hırsızlıklar, tecavüzler ve daha niceleri… Her an başımıza gelecek bir sürü kötülük ihtimali… Peki neden dünya böyle ‘kötü’ bir yer?
Bu soruları sorarız bazen… Bizimle birlikte pek çok filozof da sormuştur bunları. Ve şu soruyu da eklemişledir sonrasına: “Eğer mutlak ve iyi bir tanrı varsa, bu kötülükler neden?” Kimisi, “kötülük varsa tanrı yoktur” diye cevaplarken, kimisi “Tanrı vardır ve kötülüğe müsaade etmek için haklı nedenleri vardır.” demiştir. İşte bu ikinci grup filozofların geliştirdiği düşünce teodise kavramıyla karşımıza çıkmaktadır.
“Teodise” kavramı, Yunanca’da Tanrı (theous) ve adalet (dike) anlamına gelen iki kelimenin birleştirilmesinden oluşmuştur. Kötülük problemine çözüm yolu olarak ortaya konan teodise, her şeye gücü yeten Tanrı’nın sınırsız iyilik ve adaleti ile evrendeki kötülüğün varlığını uzlaştırma girişimidir.
Kötülük problemi nedir peki? Başta belirttiğimiz gibi insanoğlu, tarih boyunca pek çok felaketle karşı karşıya kalmıştır. Bunların bir kısmı doğal afet dediğimiz sebeplerden kaynaklanmış, bir kısmı da insanın iradesini olumsuz yönde kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Kötülük problemi işte tam buradadır. Bu problem, Tanrı’nın ilim, kudret, irade ve iyilik sıfatlarının aynı kuvvetle savunulamayacağını, bunu savunan her sistemin büyük bir çelişki içinde olduğu düşüncesini içermektedir. Çünkü kötülükler vardır ve Tanrı’nın iyi sıfatları bu kötülüklerle bağdaşmayacaktır. Bu noktada devreye giren teodise düşüncesi ise bazı filozoflar ve din insanları tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Din felsefesi ve teolojide öne çıkan temel teodise yaklaşımları şu şekildedir:
- Augustinuscu Teodise
- İreneyan Teodise
- Leibnizci Teodise
Düşünürlerin teodise ile ilgili fikirlerini belirtmeden önce, teodise düşüncesine sahip olmasa bile Plotinos’un kötülükle ilgili görüşlerine değinmekte fayda vardır. Zira birazdan aktarılacak düşünürlerin bazıları en temelde Plotinos’tan ve dolayısıyla Platon’dan etkilenmiş kişilerdir. Buna göre Plotinos kötülük için iyiliğin yokluğu/eksikliği demiştir. Yani kötülük tek başına bir varlık değildir. Mutlak Bir’in ışığının yeterince aydınlatmadığı yerlerde iyilik eksik olacaktır dolayısıyla kötülük baş gösterecektir.
Plotinos’tan etkilenen Augustinus, teodise fikrini bu yönde geliştirmiştir. Augustinus’a göre, var olan her şey Tanrı’nın eseridir ve Tanrı mükemmel bir varlık olduğu için O’nun yarattığı varlıklar da mükemmeldir. Bu sebeple var olan her şey özünde iyidir. Fakat insanlar Tanrı gibi sonsuz ve değişmeyen olmadıkları için onlardaki iyilik azalıp çoğalabilir. İyilik azaldığında bu kötülük olacaktır. Bu bağlamda kötülük, iyilikten sapmadır. İnsan bu sapmayı iradesini bilerek yanlış yönde kullanarak yapmaktadır. “Bunu, suyun buharlaşması sonrası oluşan kuruluğa benzetmek mümkün gözükmektedir. Bu durumda kuruluk, suyun yokluk durumudur. Kuruluk bir ontolojik varlığa sahip değildir; sadece suyun yokluğunu ifade etmek için kullandığımız bir sıfattır. Aslında, iyi olarak yaratılmış olanın sonradan bu özelliğini muhafaza edememesinin nedeni, mutlak iyi olan Tanrı’nın aksine değişkenlik gibi bir özelliğe sahip olmasıdır.”
Augustinus’tan yaklaşık iki yüzyıl önce yaşamış olan Irenaeus’un (M.S.130-202) fikirleri Augustinus’unkiler kadar yaygın değildir. Irenaeus, kötülüğün reel varlığını kabul etmekle beraber bunun insanın özgürlüğü ve yetkinleşmesi için gerekli olduğunu savunanlar arasında yer almıştır. Ona göre insanların her biri eşit fıtrat ve kabiliyet sahibi olarak dünyaya gelir, ancak yaptıkları seçimler onların iyi ve kötü tarafta yer olmalarına neden olur. Adaletli ve iyi olan Tanrı meleklere verdiği gibi insanlara da hür iradeyi ve bunu kullanacak olan akıl ve bilgiyi verir. Ancak insan, her zaman melekler gibi aklını ve kendisine verilen bilgiyi kullanarak iyi olanı seçip koruyamaz. Böylece kötülüğe meyleder. Bu kötülüğün sebebi Tanrı değil, hür iradeye sahip insanın kendisidir.
Ayrıca Ireneasu’a göre dünya ve insan ‘bitmemiş’tir. Tamamlanmak için yani ruhsal olgunlaşma için insan acı ve zorluklarla sınanmaktadır.
Teodise kavramını felsefeye kazandıran Leibniz’in düşüncelerine bakacak olursak eğer öncelikle o, üçlü kötülük ayrımını kabul etmiştir. Buna göre üç tür kötülük vardır: Metafiziksel, fiziki ve ahlaki.
- Metafizik Kötülük: Yaratılan varlıkların doğası gereği sahip olduğu sınırlılık ve kusurluluktur. İnsan Tanrı gibi her şeyi bilemez ve yanılabilir; bu eksiklik varoluşun zorunlu bir parçasıdır. Bu eksikliklerin sonucunda metafiziksel kötülük ortaya çıkar.
- Fiziksel Kötülük: Acı ve felaketleri kapsar. Leibniz’e göre Tanrı bunlara, ahlaki kötülüğü cezalandırmak veya daha büyük iyilikleri (örneğin sağlığın değerini anlamak) açığa çıkarmak için izin verir.
- Ahlaksal Kötülük: Günah olarak kabul edilen eylemlerdir ve insanın özgür istencinden kaynaklanır
Leibniz de diğer düşünürler gibi kötülüğü iyiliğin eksikliği olarak görmüştür. Ona göre kötülük, iyiliğin tam olarak ortaya çıkamaması durumudur. Ve Tanrı kötülüğün doğrudan nedeni değildir, sadece planı çerçevesinde ona izin verir. Tanrı daha yüksek iyiliklerin meydana gelebilmesi için daha düşük iyiliklere (yani kötülüğe) müsaade eder. Leibniz bu durumu görsel sanatlardaki gölgelerin renkleri belirginleştirmesine veya müzikteki bir uyumsuzluğun genel armoniyi güçlendirmesine benzetmiştir. Yani Leibniz’e göre dünyadaki kötülükler, evrenin bütününe yayılan ilahi uyumun birer parçasıdır. İnsan aklı sınırlı olduğu için resmi bir bütün olarak göremez ve bazı olayları kötü olarak niteler; ancak tanrısal perspektifte her şey toplam iyiliğe hizmet etmektedir.
Tüm bunlara baktığımızda felsefede kötülüğün bir problem olarak ele alındığını söylemek mümkündür. Bu bağlamda bazı düşünürler buna “kötülük varsa tanrı yoktur” gibi cevaplar verirken bazıları Tanrı’nın varlığına rağmen kötülüğün nasıl olduğunu açıklama girişiminde bulunmuşlardır. Teodise kavramıyla karşımıza çıkan bu açıklama girişimi en temelde yukarıda sayılan üç düşünürün fikirleriyle şekillenmiştir. Tabii ki bu soruya pek çok düşünürün daha cevabı vardır. Fakat bu yazımızda en temel görüşler derlenmiştir. Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle…
KAYNAKÇA:
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/803644
- Akdağ Ö. (2015). Kötülük Sorunu ve Teodise. The Journal of Academic Social Science Studie. 38. Sayı.
- Çınar A. (2005). Leibniz’de Kötülük Problemi ve Teodise. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 14. Cilt 1. Sayı.
- Çelik C. Teodisenin Sosyolojisi: Toplumsal Süreçlerle İlişkisi İçinde Teodise Konusuna Sosyolojik Bir Yaklaşım. bilimname XIII, 2007/2, 37-66
- Ketenci T. , Topuz M. (2017) Augustinus, Leibniz Ve Kant: Kötülük Üzerine Bir Rapsodi. Sosyal Bilimler Dergisi 18. Sayı
- Aktı S. (2018). Kötülük Problemi Karşısında Tanrı’nın Adaletini Savunmada Augustinus Ve İrenaeus Örneği
Doğu ve batı felsefelerini ve kültürlerini incelediğimiz felsefe seminerlerimize katılmak isterseniz de buraya tıklayarak ücretsiz kayıt yaptırabilirsiniz. Bu arada seminer konularımızı incelemek için Felsefe Seminerleri sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.